November 3, 2017

Haccın Vücubunun ve Edasının Şartları

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır.

Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.

Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır.

Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

Müslüman Olmak: Bir kimseye haccın farz olması için; o kimsenin müslüman olması şarttır. Çünkü kâfir ibadete ehil değildir. Hatta bir kimse kâfir iken; hacc yapmaya gücü yetecek derecede zengin olsa, fakat müslüman olduktan sonra fakir düşse, o kimseye (önceki halinden dolayı) hac farz olmaz. Fakat hac yapmaya gücü yeten müslüman, haccı edâ etmeyip, daha sonra fakir düşse, durum böyle değildir. Hac ibadeti o müslümanın zimmetinde borç olarak kalır. Bir mü’min, hacc ibadetini edâ ettikten sonra (Allah muhafaza buyursun) irtidat etse, sonra da tekrar müslüman olsa, haccı tekrar etmesi icabeder.

Akıllı Olmak: Allahû Teâla (cc)’nın teklifleri; ehliyet sahibi insanın üzerinedir. Teklifin sıhhati akılla ilgilidir. Hanefi fûkahası: “Deli olan kimseye, hacc farz değildir” hükmünde ittifak etmiştir. İbn-i Abidin; deliye haccın farz olmadığını kaydettikten sonra: “Bunamış kimse hakkında usûlde ihtilâf edilmiştir. Fahrû’l-İslâm’a göre, çocuk gibi bunaktan da hitap sakıttır. Binaenaleyh ona hiçbir ibadet farz olmaz. İmam Debbûsi ise, ihtiyaten muhatab olduğunu söylemiştir” hükmünü zikreder.

Hürriyet: Resûl-i Ekrem’in (sav): “Herhangi bir köle ki on defa haccetmiştir, sonra da azad olmuştur. Onun üzerine farz olan hac lâzım gelir” Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: “Kölelere ve cariyelere hacc farz değildir. Efendilerinin izni ile haccetmiş olsalar dahi bu tatavvû (Nafile) olur. Hürriyetlerini elde ettikleri zaman; farz olan haccı edâ etmek durumundadırlar” hükmünde ittifak etmiştir.

Haccın Farz Olduğunu Bilmek: Küfür ahkâmının galib olduğu beldelerde, insanlar İslâmî bir eğitime muhatab değildirler. Dolayısıyla Darû’l Harp olan beldelerde, bir kimse müslümün olsa, haccın farz olduğunu bilinceye kadar, ona hacc farz değildir. Feteva-ı Hindiyye’de “Darû’l Harp’te müslüman olan bir kimseye haccın farz olması için o kimsenin haccın farz olduğunu öğrenmesi gerekir. Darû’l İslâm’da bulunanlar ise haccın farz olduğunu bilmek durumundadırlar. Yani onlar için mazeret yoktur. Haccın farz olması için, sadece haccın farz olduğunu bilmek gereklidir. Ayrıca haccın nasıl edâ edileceğni ve farzlarını bilip-bilmemek de müsavidir. Bir kimse Darû’l İslâm’da yaşıyorsa, onun hüküm olarak haccın farziyetini ve farzlarını bildiği kabul edilir.” hükmü kayıtlıdır. Darû’l Harp’te müslüman olan bir kimseye, iki erkeğin veya bir erkekle kadının “Haccın farz olduğunu” bildirmesi kâfidir. Ayrıca adil olan bir mü’min, ona haccın farz olduğunu beyan ederse, hacc kendisine farz olur. Bu kimselerin (Şahidlerin) bülûğa ermiş olmaları ve hür olmaları şart değildir.

Büluğa Ermiş Olmak: Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.): “Herhangi bir sabi ki, on defa haccetmiştir, sonra da bülûğa ermiştir. Onun üzerine farz olan haccı edâ etmek lâzım gelir” Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: “Çocuklara hac farz değildir. Velîlerinin yardımıyla haccı edâ etseler dahi, bu nafile (tetavvû) olur. Bülûğa erdikten sonra, farz olan haccı edâ etmeleri lâzım gelir” hükmünde ittifak etmiştir.

Vakit: Malûm olduğu üzere haccın vakti, Şevval, Zilkade ayları ile Zilhiccce ayının ilk on günüdür. Bu süreye “Eşhür-û hacc” (Hac mevsimi) denir. Binaenaleyh bir kimseye haccın farz olması için, vaktin bulunması da şarttır. Meselâ; Muharrem ayında haccın vücûbunun diğer şartlarına haiz olan bir kimseye, “Şevval” ayı girinceye kadar hac farz olmaz. Bu süre içerisinde vefat ederse; hac ibadeti zimmetinde borç olarak kalmış değildir. Çünkü vakte (hac mevsimine) ulaşamamıştır.

Nakil Vasıtasını ve Masraflarını Temine Gücün Yetmesi: Kur’an-ı Kerim’de ‘Ona bir yol bulabilenlerin, beyt-i hac (ve tavaf) etmeleri Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır” hükmü beyan buyurulmuştur. Sahabe-i Kiram, bu Ayet-i Kerimede geçen “Ona bir yol bulabilen”den neyin kasdedildiğini Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) sorduğunda, Peygamberimiz (s.a.v.) cevaben: “Bu zât ve rahile’dir” buyurmuştur. Hanefi fûkahası: “Havaic-i Asliye’den fazla olarak nakil vasıtasını teminle birlikte, nafakası üzerine vacip olan kimselerin ve nefsinin yiyeceklerine sahip olmanın şart olduğunda ittifak etmiştir.”Nakil vasıtası, ya hacca gidecek mü’minin malı olmalı veya kiralamış bulunmalıdır. Âriyet (ödünç alma) veya ibaha yoluyla nakil vasıtasına sahip olmak kâfi değildir. Mekkeliler ve Mekke’nin civarında oturanlar için, nakil vasıtasını temin şart değildir. Bunların yürümeye güçleri yetiyorsa, hac kendilerine farz olur. Nakil vasıtasının bulunması, uzaktan hacca gelecek mü’minler için şarttır. Ancak, mükellefin hem kendisinin, hem de aile ferdlerinin yiyeceğini (Gidip-dönünceye kadar, bir yıllık değil) temin etmiş olması şarttır. Buna gücü yetmiyorsa, hacc kendisine farz olmaz.

HACC’IN EDÂSI’NIN ŞARTLARI

İbn-i Abidin: “İkinci nevi: edâsının şartlarıdır. Bunların tamamı vücûb şartları ile birlikte bulunursa, o kimsenin bizzat haccı edâ etmesi vacip olur. Vücûb şartları tahakkuk eder de bunların bazısı bulunmazsa, bizzat edâsı değil, yerine bedel göndermesi veya ölürken vasiyyet etmesi lâzım gelir. Bunlar şu beş şarttır: “Vücud sağlığı, yol emniyeti, hapsedilmiş olmamak, kadının mahremi veya kocasının bulunması ve iddet beklemek” hükmünü zikretmektedir. Şimdi bunların mahiyetlerini izâha gayret edelim.

Bedenen Salim ve Sıhhatli Bulunmak: Bir kimseye haccı edâ etmenin farz olması için o kimsenin bedeninin tam ve sıhhatli olması gerekir. Binaenaleyh felçli, yatalak ve iki ayağı kesik olana hacc farz değildir. İbn-i Abidin: “Hacının bedeni sağlam olacaktır. Yani seferde lâzım olan şeylere mani olacak dertlerden salim bulunacaktır. Binaenaleyh kötürüm, inmeli ve çok ihtiyar olup vasıta üzerinde kendiliğinden duramıyacak kimselere körlere (yedek, yardımcı bulunsa bile) ve sultandan korkusu olanlara bizzat haccetmeleri farz olmadığı gibi, imam-ı Azam’dan rivayet edilen zahir mezhebe göre, bedel göndermek sûretiyle de farz olmaz. Bu kavil imameyn’den de bir rivayettir. İmameyn’den gelen zahir rivayete göre; böylelerinin bedel göndermeleri icabeder ve aczleri devam ederse, bedel onlara kâfidir. Aczleri kalmazsa, bizzat haccı tekrar ederler. Hasılı İmam-ı Azam’a göre “Sağlamlık” vücûbun şartlarından, imameyn’e göre ise; vücûb-u edâsının şartlarındandır. Bu hilâfın (İhtilâfın) semeresi, bedel göndermekle, vasiyetin vacip olması hususlarında zahir olur. Bu sağlamken hacca kâdir olmamakla kayıtlıdır. Eğer kudretli olur da, hacca diye yola çıkmadan aciz kalırsa, boynuna borç olarak kalır ve bedel göndermesi lâzım gelir. Hacca diye çıkar da yolda ölürse, vasiyyet etmesi vacip olmaz. Çünkü icaptan sonra geçikmiş değildir. böyleleri bizzat haccetmeyi göze alırsa, üzerlerinden borç sakıt olur. Tuhfenin zahirine bakılırsa, imameyn’in kavlini tercih etmiştir. İsbicabi de öyledir. Fetih sahibi de bunu kuvvetli bulmuş ve sağlamlığın vücûb-u edâsının şartlarından olduğunu kabul etmiştir. Bu satırlar Bahır ve Nehir’den alınmıştır.” hükmünü zikretmektedir.

Yol Emniyeti: İmam-ı Merginani: “Yol emniyetinin bulunması elbette lâzımdır. Çünkü hacca gitmeye kudretin bulunması, yol emniyeti olmadan sabit olmaz.” hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye’de: “Haccın edâsının şartlarından birisi de, yol emniyetinin bulunmasıdır. Ebû’l Leys “Yol emniyetinin bulunduğu hususunda, zann-ı gâlibi olan kimse üzerine hac farz olur. Aksi takdirde farz olmaz” demiştir. İtimad bu kavledir. Tebyin’de de böyledir” hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Azam’dan gelen bir kavle göre, yol emniyeti haccın farz olmasının (vücûbunun) şartıdır. İbn-i Abidin: “Selâmet galib olmakla yol emniyeti de şarttır. Fakih Ebû’l-Leys bunu tercih etmiştir. İtimad bunadır. Deniz yolu ile gitmekten başka çare yoksa haccın sakıt olup olmayacağından ihtilâf edilmiştir. Bazıları sükût edeceğini söylemiş; Kirmani “Gidilmesi âdet olan deniz yolunda selâmet galib görülürse hac vaciptir. Aksi takdirde vacip değildir” demiştir ki essah olan budur. Bahır. Fetih sahibi diyor ki; “Öyle görülüyor ki, selâmet galib görülmesi ile birlikte, korkunun galip görülmemesi de muteberdir. Hatta yağmacılık olduğu ve eşkiyanın galip geldiği defalarca tecrübe edilmekle, korku galip görülür veya bir eşkiya taifesinin yolu kestiği, hem kuvvetli olduğu duyulur da, hacılar onların karşısında kendilerini zayıf hissederlerse, hac vacip olmaz. Râzi’nin “Bağdatlılardan hac sakıttır” diye verdiği fetvaya, İskâf’ın 636 yılında: “Ben haccın, zamanımızda farz olduğunu söyleyemem” demesine ve Selci’nin “Horasanlılara falan seneden beri hac yoktur” sözüne gelince; bunlar yağmacılığın ve yolda korkunun galip olduğu vakitlerden söylenmiş sözlerdir. Sonra -Allah’a hamdolsun- bu korku kalmamıştır” hükmünü zikrediyor.

Hapsedilmemiş Olmak: Haccın edâsının şartlarından birise de hapsedilmemiş olmaktır. Feteva-ı Hindiyye’de: “Hapiste bulunanlara ve insanları hacca gitmekten meneden bir sultanın (Siyasi yönetimin) teb’asından olanlara da, haccın edâsı farz değildir. Kezâ bu gibi kimselerin bedel göndermeleri de farz değildir. Nehrû’l Faik’te de böyledir” hükmü kayıtlıdır.

Kadının Mahreminin veya Kocasının Bulunması: Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) “Elbette bir kadın kendisiyle birlikte bir mahremi bulunmadığı sürece, hacc etmesin” Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: “Kendisiyle Mekke arasında üç günlük mesafe bulunan kadının (genç olsun, ihtiyar olsun) haccı edâ edebilmesi için yanında mahreminin bulunması şarttır.” hükmünde ittifak etmiştir.

Malûm olduğu üzere üç günlük yol; seferilik hükmünü ortaya çıkarır. İbn-i Abidin: “Seferde, yani üç gün, üç gecelik yolda akil-baliğ bir koca veya mahrem lâzımdır. Bundan az olursa, bir hacet için mahremsiz gidebilir. İmam Ebû Hanife (r.a.) ile İmam Ebû Yusuf’tan (r.a.) bir rivayete göre kadının bir günlük yola mahremsiz gitmesi mekrûhtur. Zaman bozulduğu için fetvanın buna göre olması gerekir. Lübab Şerhi. Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri şu hadis de bunu teyid eder: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir gün bir gecelik yola mahremsiz gitmesi helâl olmaz”. Müslim ‘in bir rivayetinde “bir gecelik yola”, diğer bir rivayetinde “bir günlük yola” demiştir. Lâkin Fetih’te, “Mezhep birinci kavil oduğuna göre, kadın ile Mekke arasında üç günlükten az bir mesafe bulunursa, kocası onu hac’dan menedemez” demiştir. Bu ibaredeki “Koca” veya “Mahrem” tabirleri ile, aşağıda gelecek “iddeti bulunmamak” kaydı, kadına mahsus iki şarttır. Diğer şartlar erkekle kadın arasında müşrterektir.

Mahrem, akrabalık veya süt yahud damadlık dolayısıyla kadını edebiyyen nikâhına alamayan erkektir” hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye’de: “Mahremin emniyetli, akıllı ve bülûğa ermiş olması şarttır. Mecûsi olan bir mahrem; eğer kendisinin mezkûr kadınla nikâhlanmasının mübah olduğuna itikad ediyorsa, bu kadın onunla yolculuk yapamaz. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir” hükmü kayıtlıdır. Yanındaki mahremin, hac masraflarını kadının bizzat ödemesi gerekmez.

Esasen bu hususta iki ayrı kavil bulunduğu için, bazı çevreler, sırf hacc süresince evlenme hadisesini gündeme getirmektedirler. İbn-i Abidin: “Bu hususta iki kavil vardır. Bu iki kavil koca ve mahrem bulunması vücûbunun şartı mı, yoksa vücûbu edânın şartı mı olduğuna ibtina eder. Fetih sahibi’nin tercih ettiği, sıhhat ve yol emniyetiyle birlikte, vücûb-ı edâ’nın şartı olmasıdır. Binaenaleyh hacca hastalık veya yol korkusu (Yol emniyetinin bulunmaması) mâni olur, yahud kadına koca veya mahrem bulunmazsa, haccı vasiyyet etmesi vacip olur. Mahremi yoksa kadına evlenmesi vacip olur. Birinci kavle göre hiçbirşey lâzım gelmez. Nitekim Bahır’da da böyle denilmiştir. Nehir’de şöyle denilmektedir: “Bedai sahibi, birinci kavli sahih bulmuştur. Nihaye sahibi ise Kadıhan’a uyarak, ikinciyi tercih etmiş, Fetih sahibi de bunu kabul etmiştir. Ben derim ki, lâkin lübab sahibi, bu kadına evlenmek vacib olmadığına kesinlikle hükmetmiştir. Halbuki kendisi mahrem ve koca bulunmasını edâsının şartı kabul etmiştir. Cevhere sahibi ile İbn-i Emir Hacc Menasik’te bunu tercih etmişlerdir.

Nitekim musannıf bunu Minah adlı eserinde bildirmiş, “Bunun vechi şudur: Evlenmekle kadının maksadı hasıl olmuyor. Çünkü kocası ona malik olduktan sonra, onunla hacca gitmekten vazgeçebilir. O da (Kadın da) kendisini ondan kurtaramaz. Çok defa da kocası ona uymaz; böylece ondan zarar görür” hükmünü zikrederek, konuya açıklık getirir.

İmam-ı Şafii (r.a.) kadının, kocası veya mahremi olmadan hacca getmesinin yasaklanmasının, emniyetle ilgili olduğunu esas almış ve “Kadınlar birbirine güvenen bir cemaat halinde olursa, hacca gitmeleri caiz olur. Zira emniyet hasıl olmuştur” hükmünü beyan eder. Amelde Hanefi mezhebini taklid eden bir kadın, kocası veya mahremi olmadan hacca giderse durum ne olur? sualine cevap arıyalım. İbn-i Abidin: “Kadın mahremsiz haccederse kerahetle caiz olur. Bu kerahet tahrimidir. Çünkü Sahihayn’ın (Buhari ve Müslim’im) rivayet ettikleri bir hadiste, bu yasaklanmış “Kadın, üç günlük yola mahremsiz gidemez” buyurulmuştur. Müslim’in bir rivayetinde “Veya kocasız gidemez” ifadesi vardır” hükmünü zikreder. Kadın şartları haiz bir mahrem’i olduğu zaman, kocasının izni bulunmasa dahi hacca gidebilir. Zira kocanın hakkı farzları iskat edemez. Hac ibadeti ise farzdır. Ancak nafile hac hususunda kocasının izni olmadan, yola çıkamaz. Zira kocasının nafile hac’tan menetme hakkı mevcuddur. İmam-ı Şafii (rh.a) hac hususunda kocanın iznini şart görür.

İddet İçinde Olmamak: Kadınlar için haccın edâsının şartlarından birisi de “İddet müddeti içinde olmaması”dır. Feteva-ı Hindiyye’de: “Kocası ölmüş veya kocası tarafından boşanmış olan bir kadına haccın farz olması için; bu kadının iddetinin bitmiş olması şarttır. Tahavi’de de böyledir. Kadın ölüm veya talâk iddeti içinde iken hacca gidemez” hükmü kayıtlıdır.

HACC’IN EDASININ SAHİH OLMASININ ŞARTLARI

İbn-i Abidin “Haccın şartlarını” izah ederken; “Üçüncü nevi, edânın sahih olmasının şartlarıdır ki, dokuzdur: İslâm, ihram, zaman, mekân, temyiz, akıl, özür hali müstesna olmak üzere fiilleri kendi yapması, cinsi münasabette bulunmaması ve haccı ihrama girdiği yıl edâ etmesi!.. Dördüncü nevi; haccın farz namına olmasının şartlarıdır. Bunlar da dokuzdur: İslâm, İslâm’ın ölünceye kadar devamı, akıl, hürriyet, bülûğ, kudreti varsa bizzat edâ etmesi, nafileye niyyet etmemiş olması, haccı bozmamak ve başkası namına niyetlenmiş olmamak” hükmünü beyan etmektedir.

Feteva-ı Hindiyye’de: “Haccın sahih bir şekilde edâ edilmiş olması için; üç şart vardır. Bunlar ihram, zaman, mekân’dır. Siracü’l Vehhac’ta da böyledir” denilmektedir. Esasen bu iki sınıflama arasında herhangi bir ihtilâf yoktur. Zira İbn-i Abidin’in zikrettiği dokuz şart’ın altısı, bütün hacc boyunca gözetilmesi gereken hususlardır. İhram, zaman ve mekân ise, her ikisinde de ortak şartlardır.